Gezi Parkı eylemlerinin iç yüzü

0

YUCELONDERGezi Parkı eylemleriyle ilgili en son yazıyı bir ay önce yazmıştım. Bu süre zarfında Gezi Parkı üzerine onlarca program yapıldı, yüzlerce yazı yazıldı. Aşağı yukarı hepsini okudum, izledim. O kadar saçma, o kadar asılsız iddialar var ki bu yazıyı yazmak hâsıl oldu. İşte size Gezi Parkı eylemlerinin iç yüzü:

Eylemleri aylar öncesinden planladık. Gezi Parkı’ nda ağaçların kesilmesinin önüne ünlü birini atmak lazımdı. Birçok ünlüye gittik, hiçbiri kabul etmedi. İş makinalarının önüne kendimi atamam canım tatlıdır benim, dediler. En son Sırrı Süreyya Önder’ e teklif götürdük. Hayhay, ne demek seve seve; dedi. Eylemci arkadaşlarla neredeyse zil takıp oynayacaktık.

Plan ilk etapta tam olarak şöyleydi: İş makinaları Gezi Parkı’ na girince Sırrı Süreyya, tivitırdan çağrı yapacak, biz de polise mukavemet göstererek medyanın ilgisini üzerimize çekecek, böylelikle eylem ruhunu İstanbul’ da tetikleyecektik. Plan gayet başarılı oldu: Sırrı Süreyya rolünü iyi oynadı, biz de polisle yılmadan çatıştık ki halkı galeyana getirmeyi başardık. Gezi Parkı için İstanbul seferber olmaya başlamıştı. O ana kadar hesap etmediğimiz tek şey, polisin sert müdahalesiydi. Ama sorun değildi çünkü teşkilat içinde de komiser düzeyinde işbirlikçi arkadaşlarımız vardı. Bize dayanın biber gazı stokları tükeniyor haberini gönderiyorlardı. Biz de aynen öyle yaptık. Dayanabildiğimiz kadar dayandık.

Sosyal medyada öyle örgütlendik ki Gezi Parkı ile ilgili sayfa ve grupların üye sayıları 100.000’ i aşıyordu. Tek paylaşımla Taksim’ e binleri toplayabiliyor, polisin çaresizliğini izliyorduk. Amacımız uluslararası arenada hükûmetin itibarını zedeleyip Türkiye’ yi dünyaya rezil etmek, Türkiye’ de sosyalist düzeni kurmaktı.

Rüzgâr lehimizde esiyordu, hem mecaz hem de gerçek anlamda… Biber gazı rüzgâr arkamızdan estiğinden bizi fazla etkilemiyordu. Sürekli aynı kısır döngüde yaşamak olmazdı, başka girişimler gerekiyordu. Bir arkadaşımız 1 Haziran’ da Kadıköy’ e CHP mitingine gidecekleri hedef gösterdi. Hemen Kılıçdaroğlu’ nu aradım. Kemal abi, hayat memat meselesi, mitingi iptal et Taksim’ e yürü; dedim. Kemal abi beni mi kıracak ’’Tabi canım benim!’’ dedi. 1 Haziran’ da CHP, Taksim’ e yürüyünce günlerdir kilidini açamadığımız Taksim düşmüştü. Polisin on binlerce vatandaşa müdahalesi mümkün değildi. Resmen devrimi yaşıyorduk. Biz bu denli kolay olacağını hiç tahmin etmemiştik. Ne Yüksekkaldırım’ a gömdüğümüz law silahlarına gerek kaldı ne de AKM çatısına yerleştirdiğimiz keskin nişancılara. Aydınlık Gazetesi’ ne stokladığımız pala, bıçak, satır, mınçıka, kılıç, bir ton taş ve demir bilyeleri saymıyorum. Tarlabaşı’ ndaki eski stüdyolara gizlediğimiz tıbbî malzemeleri unutmuştuk bile.

Taksim zaferi bizi sarhoşluğa itmişti. Günlerce içtik, ayık birini bulmak mümkün değildi. Direnişçilerin başörtülü kızlara tecavüz etmesi de işte böyle oldu. Sarhoş sarhoş sloganlar atan eylemciler, buldukları başörtülü kızlara tecavüz ediyor; tecavüz edemediklerini taciz ediyorlardı. Basına konuşmaması şartıyla imamına cennetten arsa vaad edilen camilerde ve metrûk dükkânlarda grup seks yapıldığına dair haberler geliyordu. İşte belediyenin önündeki fışkiye de bu esnada kırılmıştı.

Olayların Türkiye çapına yayılması gerekiyordu. Medya, direnişçilerin çilesini öyle gösterecekti ki Türkiye ayağa kalkacaktı. Aynen de böyle oldu. Sağ olsun işbirlikçi medya patronları hep lehimizde haberler yapıyor, elimizi güçlendiriyordu. Olaylar yangın gibi onlarca şehre sıçramıştı. Keyfimize diyecek yoktu. Taksim meydana kurduğumuz dev ekranlı TV’ lerden olayları izliyor, esrar çekiyor, su yerine içki içiyor, nargile fokurdatıyorduk. Maddî kaygımız yoktu. Milletvekilleri ve ünlüler Gezi Parkı’ na gelip para dağıtıyorlardı. En son bir milletvekilinin annesinin 3 aylığını bile dağıttığını duymuştum.

Taksim’ de istediğimiz mekânda istediğimizi yiyor, içiyor ama para vermiyorduk. Zaten yiyecek/içecek sorunu yoktu. Ev hanımları kanadı örgütlenmemiz, sürekli yiyecek getiriyordu. Gezi Parkı’ nda o kadar yiyecek birikmişti ki artık buzdolabı ihtiyacı doğmuştu. Ben en son 30 buzdolabı saydım. Nerden geldiğini bilmiyorum ama mutlaka Taksim Dayanışması beyaz eşya dükkânlarından çalmıştı.

Taksim’ de günler geçtikçe yapacak iş de olmayınca kendimize meşgale aramaya koyulmuştuk. Bir arkadaşımız direniş esnasında bize yardımcı olmayan dükkânları talan etmeyi hatta binalarını başlarına yıkmayı önermişti. Tamam, mekânlar talan edilir ama binalar nasıl yıkılacaktı? Bir anda hepimizin aklına Gezi Parkı’ nın inşaat kısmındaki iş makinaları geldi. Direnişçilerin içinde iş makinası operatörü var mı aradık. 3 kişi bulup ilk önce dükkânları yağmaladık sonra yaklaşık 30 binayı iş makinalarıyla yıktık. Buradan elde ettiğimiz enkazla Taksim’ e çıkan yollara barikatlar kurduk.

Dış destek de önemliydi, hemen kendimize dış destek bulmalı, dünyada lehimizde kamuoyu oluşturmalıydık. Öncelikle yapılması gerekenleri belirledik. Türkiye’ nin düşmanı olan ülkelerin büyükelçileriyle görüşecek, medya desteğini arkamıza alacaktık. Sırasıyla Azerbaycan, KKTC, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Doğu Türkistan, Dağlık Karabağ, Bosna-Hersek gibi Türkiye’ nin azılı düşmanı ülkelerin büyükelçileriyle görüştük; hepsi çok memnun oldular. Birkaç gün içinde dünyada direnişçiler, masûm ve demokratik eylem haklarını kullanan eylemciler olarak gösterilmeye başlandı. Bunun için Türkiye’ nin dost ve müttefîki olan İsrail, ABD, İngiltere, Yunanistan, Ermenistan, Irak gibi ülkelere gidemezdik. Her hamleyi çok iyi düşünüyor, planlıyor, saatlerce fikir teâtisi yapıyor, öyle uygulamaya geçiyorduk.

Her devrimin bir şarkısı olur. Biz de yurt genelinde örgütlenmiş dayanışma platformu olarak Gezi Parkı ve Taksim şarkıları yazmamız gerekiyordu. Çeşitli illerde faaliyet gösteren temsilcilerimize emirler göndererek hemen şarkılar yazılmasını akabinde sosyal medyada paylaşılmasını istedik. Bir anda onlarca şarkı yutup, feyzbuk, tivıtırda dolaşmaya başladı. Tabi devrim şarkılarını yazanları Taksim’ e çağırıp büyük bir konser de yapmak artık farz olmuştu. Haziranın ikinci haftası hep konserlerle geçti, birkaç farklı noktada sabah akşam konserler veriliyordu.

Bir olayı üzerinden zaman geçip sular duruldukça tahlil etmek daha da kolaylaşıyor. İnsan ’’Ya hu biz neler yapmışız!’’ diyor. Medyada yer alan haberlere, yapılan açıklamalara, köşe yazılarına itibar etmeyin. Gezi Parkı sizin zannettiğiniz gibi üç beş ağaç değildi. İşte size Gezi Parkı eylemlerinin iç yüzü…

Yücel ÖNDER

Paylaş

YORUMLAR


altı + 3 =